Sponsor Bağlantılar


Anlamlı Laflar

Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun? Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?

Kadınlar ‘söylenecek fazla bir şey yok.’ dediğinde, aslında söyleyecekleri çok şey olduğunu bilmek gerekir…

Beklemek ne güzeldir, sevgili gelecekse bir gün…

Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum, tek istediğim, yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak…

Mutlu olmak için yapacak bir şeye, sevecek bir şeye ve ümit edecek bir şeye sahip olmak gerekiyor.

İnsanı ateş değil, kendi gafleti yakar. Herkeste kusur görür, kendisine kör bakar. Neye nasıl bakarsan, o da sana öyle bakar…

Aşk, biri gelip ona anlam yükleyene dek sadece bir kelimedir.

Ne sahip olduğunuzdur hayat ne de umduklarınız bunca zaman, yüreğiniz kadardır hayat, seviliyorsanız renkli, sevilmiyorsanız siyah beyaz…

Başkalarını bilmek zekâ belirtisi ve farkındalık, kendini bilmek ise gerçek bilgelik ve içgörürdür…

Görmek istemediklerinizi gözlerinizi kapatarak engelleyebilirsiniz ama hissetmek istemediklerinizi kalbinizi kapatarak engelleyemezsiniz.

Mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir…

Sular hep aktı geçti, kurudu vakti geçti. Nice han nice sultan, tahtı bıraktı geçti. Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti…

Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar, ekmeğin paylaşılması ise ekmekten daha tatlıdır.

İçin ağlasa da kim duyar seni? Kim anlar dışarıdan olup biteni? Leyla’nın yüzünü görenler bilir: Mecnun’un kalbine batan dikeni.

Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar, ne de şeytan, bir günahı, seni beklediğim kadar.

Sözümün akışını bozup güzel cümleler aramaktansa, güzel cümleleri bozup sözümün akışına uydurmayı tercih ederim.

Sponsor Bağlantılar


Mükemmel aşk, insanın kendisini mutsuz edecek kişiyi sevmesidir.

Bazı kişiler henüz benliklerini bulamadıklarını söylerler… Ama benlik insanın bulduğu değil yarattığı bir şeydir.

Küçük şeylere gerektiğinden fazla önem verenler, elinden büyük işler gelmeyenlerdir.

Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi nedir sevmek; bir muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?

Buğdaylar sevilir, çünkü onlar alçak gönüllüdür, büyüdükçe, olgunlaştıkça, içleri doldukça, ağırlaşırlar ve başlarını yere eğerler. İnsan da böyle olmalı.

Şu an ve şimdi, gerçektir, canlıdır. Geçmiş canlılığını yitirenken, gelecek henüz can bulmayandır. Yani bugün var, yarın olmayabilir.

Hayatımızda çok yakın olduğumuz kişilere, yalnızca kim olduklarına göre değil, bilinçli ve bilinçdışı olarak, bizim için geçmişteki kimi temsil ettiklerine göre tepki gösteriyoruz…

Akıllı ve zeki olmak doğrulara ulaşmak için yeterlidir ama doğrularla yaşamak çok ayrı bir meziyettir, erdemdir.

Kadınlar, biri açarken öteki solan yediveren gülleri gibidir. Varlığı ve güzelliği keyif verirken, söze dönüşen ve yüreğe dolan dikenleri can yakar…

İnsanın mutlu, keyifli ve huzurlu olabilmesi için, yapacak bir işi, sevdikleri, geleceğe dair bir umudu ve doyasıya gülebileceği yalan dünya’sı olmalı.

Kadın güzel ise erkeği etkiler, bakımlı ise ilgisini çeker, gülümseyen ve mutlu görünen ise büyüler, takdir eden ise onunla mutlu olur.

Güne gülümseyerek başladığınızda, o gülümseme tüm gününüze yayılabilir ve duygularınızı olumlu yaşamanıza yol açabilir.

Kanaya kanaya iyileşir bazı yaralar, aşk gibi, ihanet gibi, yalnızlık gibi, geç olur, güç olur ama olur…

Konuşamayan, dokunulmayan ve iltifat edilmeyen en anlayışlı kadın bile zamanla kötüleşir. Çünkü kadının yakıtı konuşmak, dokunmak ve iltifattır…

Canan yani başkaları üzülmesin diye can’ınızı yani kendinizi veya çok sevdiklerinizi asla üzmeyin, unutmayın can üzüntüyü kaldırabiliyorsa canan’da kaldırabilir.

Kadının gülümsemesi evin sigortası gibidir ve güneş gibi evliliği aydınlatır. Kadın somurttuğunda ise sigorta atar, ev ve evlilik karanlıkta kalır…

Aşk; topuklarından etine kadar işlemiş bir nasır gibidir. Ya canın acıya acıya adım atacaksın, ya da canını acıta acıta söküp atacaksın. İki yolda da tek bir gerçek olacak; canın çok ama çok acıyacak…

Bir kadının kalbine giden yol, çiçek almak, kucaklamak, çikolata almak, mum ışığında dans etmek gibi, ona özel küçük şeyleri sürekli olarak yapmaktan geçer…

Yaptığı takdir edilmeyen ve övülmeyen en cömert erkek bile zamanla cimrileşir. Çünkü erkeğin yakıtı takdir ve övgüdür…

İyi olanı herkes sever ve ister, kötü olanı sadece aşıklar sever ve onda kimsenin göremediğini bulur. Bu nedenle gerçek aşk, gözle değil gönül gözüyle görür, tene değil, kalbe dokunur…

Sözleriniz; kalbinizin aynasıdır, sevdiğinizle aranızda duvar da olabilir köprü de, mesele onlara hakim olmak ve birbirinizden uzaklaşmak için değil yakınlaşmak için kullanmaktır…

Başka konularda çok yetenekli olmayabilirsiniz ama sevdiklerinize değer verme ve sevginizi gösterme konusunda en iyisi olmaya çalışın…

Mutlu olmak istiyorsanız, kızmayın artık olup biten her şeye, iyi bakın ve iyiyi seçin, gülümseyin hayata, hayata dair olanlara ve takmadan geçin bir şekilde, çünkü en iyi terapilerden biri ‘boş ver’ diyebilmek şu yalan dünyada…

Hayatı anlamaya çalışmayın, onu yaşayın. Hayat bir problem değildir, onu bir problem olarak ele almak yola yanlış adımla başlamaktır, o, yaşanacak, sevilecek ve deneyimlenecek bir gizemdir.

İfade edilmemiş ve telafisi yapılmamış aşağılama ve haksızlıklar öfke tenceresinin altında yanan ateş gibidir, ruhunuzda sürekli hararet yapar…

En süslü, en cicili, en alacalı giysiyi sırtına geçiren, herkesten daha çok saygınlık kazandığını sanıyor. Bilmiyor ki, bu giysiler pekâlâ bir eşeğe de yaraşır, ama ona saygınlık kazandırmaz.

Bin yıl ömrüm olsaydı bin yıl seni severdim, bin yıl seni sevseydim bin yıl daha isterdim.

Dünyada birçok insan var, kimi mutlu, kimi mutsuz, kimi gülüyor, kimi ağlıyor ama tüm güzellikleri hak eden birileri var.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir